Allah (c.c.)'ın Nebisi
Muhammed Mehdi'den
İnsanlığa Çağrı

Rahman ve Rahim Allah (c.c.)'ın adıyla

Alemlerin Rabbi olan, mülkünde ortağı bulunmayan, gökten yere kadar her işi idare eden, elçilerini hidayetle ve hak dinle gönderen Rabbimiz (c.c.)'e sonsuz hamd-ü senalar olsun.
Elçi meleklere bütün melâike-i kirama, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e, bütün peygamberlere salat ve selam olsun.

Ey İnsanlar; Allah (c.c.)'ın Halifesi, Peygamberimiz (s.a.v.)'in müjdesi, Hz. Muhammed Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir, vazifesine başlamıştır.

Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, başsız ve sonsuz diri olan Rabbimiz (c.c.), ezelle ebed arasında varlığını devam ettiriyorken, insanı yaratmayı dilemiş, ezeli sırra binaen ilk insan olarak Hz. Adem (a.s.)'ı yaratmış, Adem (a.s.)'ın soyundan insanları yaratmış; insanlar içerisinden zaman zaman inananları cennetle müjdeleyen, inkar edenleri cehennemle korkutan elçiler göndermiştir. Rabbimiz (c.c.) Peygamberimiz (s.a.v.)'i de son resul peygamber olarak(kitapla gönderilen peygamberlerin sonuncusu olarak) inananları cennetle müjdeleyen, inkar edenleri cehennemle korkutan bir peygamber olarak görevlendirdikten sonra kıyamete yaklaştığımız bu zamanda da Rabbimiz (c.c.); Muhammed Mehdi (a.s.)'ı Peygamberimiz (s.a.v.)'i tasdik eden bir nebi olarak, inananları cennetle müjdeleyen, inkar edenleri cehennemle korkutan bir elçi olarak vazifelendirmiştir.

"Allah (c.c.)'ın Nebisi Muhammed Mehdi'den İnsanlığa Çağrı/Tebliğ"inin seslendirmesini dinlemek için tıklayınız.

Peygamberimiz (s.a.v.),"Şüphesiz ki, benden sonra peygamber yoktur. Ancak halifeler bulunur." buyurmuştur, buyurduğu üzere Peygamberimiz (s.a.v)'den sonra bir peygamber değil, halifeler gelmiştir.Yine Peygamberimiz (s.a.v.), "Kıyamete yakın bir zamanda İsa (a.s.) da Mehdi (a.s.) da gelecek" buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.); "Benden sonra peygamber yoktur.Ancak halifeler bulunur." buyurarak kendisinden sonra bir peygamberin değil halifelerin geleceğini haber vermiş ve nübüvvet kapısını kapatmıştır. Ancak "İsa (a.s.) da Mehdi (a.s.) da gelecek" buyurarak anahtarın sahibini göstermiştir. Bundan dolayı bin dört yüz senedir açılamayan bu kapıyı, zuhuruyla ancak Muhammed Mehdi; kapının anahtarları mesabesinde olan ayet ve hadislerle, delilleri ortaya koyarak açmıştır. Nasıl ki her kapının anahtarı o evin sahibine verilirse bunun gibi bu manevi kapının anahtarı da Rabbimiz (c.c) tarafından Muhammed Mehdi'ye verilmiştir. Bin dört yüz sene önce Peygamberimiz (s.a.v.)'in kapattığı bu manevi kapıyı, bugün Muhammed Mehdi'nin açmasıyla; arada geçen bin dört yüz sene boyunca bu kapı, manevi zararlardan korunmuştur. (Bir mektubun kapanıp mühürlenerek sahibine gönderilmesi gibi.) Şüphesiz ki İslam son din, Kur'anı Kerim son kitap, Peygamberimiz (s.a.v) kitapla gönderilen peygamberlerin sonuncusudur. İsa (a.s.) da Mehdi (a.s.) da islam üzere, Kur'an üzere Peygamberimiz (s.a.v.)'i tasdik eden nebiler olarak gelmişlerdir. Bütün peygamberler kendilerinden sonra gelecek olan elçiyi müjdelemekle vazifelidir. Peygamberimizin (s.a.v.), zamanımıza ulaşan iki yüze yakın hadisle Muhammed Mehdi (a.s.)'ın geleceğini müjdelemesi bunun içindir. Peygamberimiz (s.a.v.); hadislerinde kendisiyle kıyas etmiş, "Adı adıma uygun, babasının adı babamın adına uygundur", buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)'in de Muhammed Mehdi'nin de Rabbimiz (c.c.) katında adı Muhammed'dir. "Adı adıma uygundur" buyururken Muhammed'e uygun bir Muhammed yani resule uygun bir nebi olduğunu işaret etmiştir. "Babasının adı babamın adına uygundur" buyururken de beden soyu değil, peygamberlik soyundaki babaları İbrahim (a.s.)'ı işareten "Babasının adı babamın adına uygundur", buyurmuştur. Rabbimiz (c.c.) ayeti celilesinde "Peygamberleri birbirinin soyundan gönderdik", bir başka ayetinde ise "... Peygamberleri İbrahim'in soyundan gönderdik ..." , "... İbrahimoğullarına kitap ve hikmet verdik..." buyurmuş. Bu sırra binaen peygamberlerin de, Peygamberimiz (s.a.v.)'in de, Muhammed Mehdi (a.s.)'ın da peygamberlik soyunda atası (babası) İbrahim (a.s.) olduğu için babasının adı babamın adına uygundur buyurmuştur. Yine Peygamberimiz (s.a.v.), "Peygamberler, anneleri ayrı babaları bir kardeşlerdir", buyurmuştur. Yani, beden soyunda peygamberler farklı anne babalardan olmakla beraber, ruh soyundan, peygamber soyundan bütün peygamberler kardeştir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in, "Adı adıma uygun, Babasının adı babamın adına uygundur", "Ashabı bedir ashabı kadardır", "Ben islamın başıyım, Mehdi'de sonu olacak", "Nübüvvet mührü olacak","O (Mehdi a.s.), İsa (a.s.)'a imam olacak","Karda sürünerek bile olsa biat edin" gibi birçok hadisle kendisiyle kıyas etmesi, Muhammed Mehdi (a.s.)'ın nebi olduğunun açık delillerindendir.

Rabbimiz (c.c.)'in, Ahzab suresinde (40. ayet) "Muhammed, adamlarınızdan hiçbirisinin babası değildir; fakat o Allah'ın Resûlü ve Nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir." buyurması, bununla beraber Muhammed Mehdi'nin nebi vasfıyla zuhuru, insanlık için bir imtihan vesilesi olmuştur. Muhammed adı, hem Peygamberimiz (s.a.v.)'in hem Mehdi (a.s.)'ın Rabbimiz (c.c.) katındaki adıdır. Rabbimiz (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de Muhammed adıyla, bir isimle iki şahsa; zahirde Peygamberimiz (s.a.v.)'e, batında Muhammed Mehdi (a.s.)'a işaret etmiştir. Bu ALLAH'ın (c.c.) mucizesidir. "Muhammed, Allah'ın Resulu" buyururken Resul olan Muhammed; Muhammed Mustafa'ya (s.a.v.) ve "Nebilerin sonuncusudur" buyururken de Nebi olan Muhammed; Muhammed Mehdi'ye işaret etmiştir. "Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı" (Kamer 1) ayetinin sırrıyla; Peygamberimiz (s.a.v.)'in ayı ikiye yarma mucizesi, yukarıda bildirilen ayetin (Ahzab 40) sağlaması hükmündedir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in ayı (bir ayı) ikiye yarma mucizesi, peygamberliği ikiye ayırmasına işarettir. Peygamberimiz (s.a.v.); yarılan ayın ilk yarısı Resul olan Muhammed, Muhammed Mehdi (a.s.); yarılan ayın ikinci yarısı nebi olan Muhammed'dir. Nasıl ki ay güneşten aldığı ışığı dünyaya yansıtıyorsa, peygamberler de Rabbimiz (c.c.)'den aldığı vahyi (nuru) insanlığa yansıtan elçilerdir. Peygamberimiz (s.a.v.)'in başka bir cismi değil de ayı yarması ve ikiye yarmasının hikmeti budur. Peygamberimiz (s.a.v.)'in; hicret esnasında, Medineliler tarafından "aydoğdu üzerimize" sözleriyle karşılanması da bunun ispatıdır. Peygamberimiz (s.a.v.)'in işareti ile ayı ikiye yarması gibi bugün de Rabbimiz (c.c.)'in vahyiyle, Muhammed Mehdi; ilmiyle ayı ikiye yarmış, mucize yeniden tekrarlanmıştır , Muhammed Mehdi as'ın nebi vasfıyla zuhuru ile de fiili olarak mucize tamamlanmıştır. Rabbimiz (c.c.)'in Muhammed Mehdi as'a bildirdiği bu delillerin tamamı, Muhammed Mehdi as'ın, Allah'ın halifesi olduğunun ve Peygamberimiz (s.a.v.)'i tasdik eden bir nebi olduğunun ispatıdır. Şahit olarak ALLAH (c.c.) yeter.
Nasıl tevrat zahirde Musa (a.s.)'a, batında Harun (a.s.)'a indirilmişse Kur'an-ı Kerim de zahirinde Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'e, batında da Muhammed Mehdi (a.s.)'a indirilmiştir. Yaklaşık 1400 sene önce Peygamberimiz (s.a.v.)'e peyderpey vahyolunan Kur'an, bugün de Muhammed Mehdi'ye ilmiyle peyderpey vahyolunmaktadır.
Peygamberimiz hadislerinde; "Güneş batıdan doğacak" buyurmuştur.
Muhammed Mehdi (a.s.)'ın zuhuru, güneşin batıdan doğuşudur.
Peygamberimiz (s.a.v.)'in (Mekke - Medine'den) zuhuru; İslâm güneşinin doğudan doğuşu, Muhammed Mehdi'nin de (İstanbul'dan) zuhuru; İslâm güneşinin batıdan doğuşudur. Peygamberimiz (s.a.v.)'le doğan islam güneşi (İslâm'ın bayraktarlığı,hilafet) asırlar sonra Araplardan Türklere (Osmanlıya) geçmiş, asırlarca devam ettikten sonra, son İslâm devleti olan Osmanlı'nın yıkılmasıyla (hilafetin kaldırılmasıyla), Türkiye'de (hilafetin merkezi olan İstanbul'da) batmıştır. Bugün Muhammed Mehdi'nin Türkiye'den (İstanbul'dan) zuhuruyla, İslam'ın güneşi hem battığı yerden hem de batıdan doğmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde; Ye'cüc ve Me'cüc'den sonra çok geçmeden güneş battığı yerden doğar insanlara bir münadi şöyle seslenir;"Ey iman edenler, sizlerin yaptığı (hayır ve tevbe) kabul edildi. Ey kafirler! Sizlere de tevbe kapısı kapandı, kalemler kurudu defterler kaldırıldı." (Kaynak:KÜTÜB-İ SİTTE C.14 S.326) buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)'e peygamberlik verilmesiyle, nasıl insanlar için tevbe kapısı kapanmış, iman kapısı açılmışsa ve gerçek inananla inanmayan ortaya çıkmışsa; Muhammed Mehdi'nin, Peygamberimiz (s.a.v.)'i tasdik eden bir nebi olarak vazifeye başlamasıyla, yine tevbe kapısı kapanmış, iman kapısı açılmıştır. Bugün de gerçek inananla inanmayan ortaya çıkacaktır.
Rabbimiz (c.c.)'in Kur'an-ı Kerim'de; (Ezelde takdir edilmiş olan) "o söz'ün zuhur vakti gelince, onlara yerden bir Dâbbe çıkarırız ki o; insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyleyecektir. (Artık tevbe kapısı kapanmış olup, gerçek inananla inanmayan ortaya çıkacaktır.) (Neml 82) buyurduğu varlık (insan), Peygamberimiz (s.a.v.)'in ahir zamanda geleceğini haber verdiği Muhammed Mehdi (a.s.)'dır. Rabbimiz (c.c.) ayeti celilesinde "Allah, mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Nihayet, pis olanı temizden ayıracaktır. Allah, size "gaybı" da bildirecek değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer ..." (Al-i İmran 179) buyurarak peygamberlerini açıktan değil, gaybla bildirdiğini haber vermiştir. Rabbimiz (c.c.), Dâbbe kelimesiyle Muhammed Mehdi'ye işaret etmiştir. Yerden bir Dâbbe'nin ortaya çıkması; ("gökten inen/nuzûl eden" değil, "yerden çıkan/zuhur eden" manasında) insanlar arasından Muhammed Mehdi (a.s.)'ın zuhur etmesidir. Rabbimiz (c.c.)'in, "Bütün görülmeyeni bilen O'dur. Allah, gizli olanı, seçtiği peygamber dışında kimseye açıklamaz. Ancak onların da ardından gözetleyiciler koyar ki, Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. Çünkü O, onları kuşatmış ve her şeyi sayısıyla saymıştır."(Cin 26,27,28) gibi ayetleri de açıklanan ispatın delillerindendir. Peygamberlerin ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in zuhuruyla, nasıl tevbe kapısı kapanmış, iman kapısı açılmışsa, gerçek inananla inanmayan ortaya çıkmışsa, Muhammed Mehdi (a.s.)'ın zuhuruyla da artık tevbe kapısı kapanmış olup, gerçek inananla inanmayan ortaya çıkacaktır. Şahit olarak ALLAH (c.c.) yeter.

Peygamberimiz (s.a.v.), "Mehdi'ye Bedir ehli sayısınca kişi, Rukun ve Makam arasında, biat eder." buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.v)'in "Mehdi'ye Bedir ehli sayısınca kişi, Rukun ve Makam arasında(İbrahim (a.s.)'ın makamı ile Peygamberimiz (s.a.v)'in makamı arasında), biat eder." buyurması, inananların; Mehdi (a.s.)'ın, İbrahim (a.s.)'ın soyundan geldiğine ve Peygamberimiz (s.a.v)'i tasdik eden bir nebi olduğuna inanarak biat edeceklerine işarettir. Bugün de inananlar; İbrahim (a.s.)'ın soyundan geldiğimize ve Peygamberimiz (s.a.v.)'i tasdik eden bir nebi olduğumuza inanarak bize biat etmişlerdir.

Peygamberimiz (s.a.v.), hadis-i şeriflerinde Muhammed Mehdi (a.s.)'ın zuhuruna işareten;
Gökten bir münâdi:"Hak Muhammed'in Ehl-i Beyt'indendir" diye nidâ ettiği vakit Mehdi insanların önlerine çıkacaktır. Artık onlar(inananlar) onun sevgisini kalplerine öyle bir sindirecekler ki, ondan başka kimseden bahsetmez olacaklardır. buyurmuştur. (Kaynak: Nu'aym ibn-i Hammad , el-Fiten, no:965,1/334, Ali el-Müttaki,Kitab-ül-Burhan fi alamati Mehdiyyi ahiri'z zeman, no:5,2/514)
Gökten bir münadinin nida edeceğini işaret eden bu hadis; Muhammed Mehdi'nin yaşadığımız teknoloji çağında zuhur edeceğine işaret eder, "geçmişte de Mehdiler çıktı" gibi sözlerle insanları şüpheye düşürmeye çalışanların sözlerinin de asılsız olduğunu ispat eder.
Muhammed Mehdi (a.s.)'ın zuhurunun, yaşadığımız teknoloji çağında olması ve uydu aracılığıyla semadan(gökten) dünyaya duyurulması ile hadise gerçekleşmiştir.

Mehdi çıkar başının üstünde bir melek olur, o melek şöyle nida eder "şu şahıs Mehdidir, ona tabi olunuz" (Kaynak: İbn-u Hacer Mehdi Risalesi Sayfa 65).
Mehdi çıktığında onun başında bir bulut parçası bulunacaktır ki onda bulunan bir melek: 'İşte bu şahıs Mehdi'dir, ona uyun!' diye nida edecektir. (Taberânî, Müsnedü'ş-Şamiyyîn, no:937, 2/71-72, Süyûtî, el-Hâvî, 2/128-129) "Bulutu gördük de inanmadık mı?" diyen zahir(ezber) alimleri, Muhammed Mehdi'nin başının üstünde gözle görülen bir bulutla dolaşacağını zannetmişler. Muhammed Mehdi'nin başının üzerinde bir bulut vardır; bu bulut gözle görülen değil, manevi bir buluttur, bu bulut Allah(c.c.)'ın rahmetidir. Bütün peygamberlerin ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in başının üzerinde olduğu gibi Muhammed Mehdi (a.s.)'ın başının üzerinde de Allah(c.c.)'ın rahmeti (rahmet bulutu) vardır. "Meleği gördük de inanmadık mı?" diyen meleği gözleri ile görüp inanacaklarını zanneden zahir(ezber) alimleri 'Ona: "(Bizim de görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya!" dediler. Eğer bir melek indirseydik, elbette (yine iman etmezler, fakat helak olmaları hususunda) iş bitmiş olur, artık onlara hiç göz açtırılmazdı.' (En'am 8) ayetini okusunlar.
Nasıl peygamberlerin ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in üzerinde Allah'tan (c.c.) aldığı vahyi ona bildiren bir melek varsa, Muhammed Mehdi'nin üzerinde de Allah'tan (c.c.) aldığı vahyi ona bildiren bir melek (İsrafil a.s.) vardır. Melekler lâtiftir görünmez ve sesleri işitilmez. Meleğin "Bu Mehdidir ona uyunuz/tabi olunuz" şeklindeki nidası, insanların kalplerine ilham ile bildirmek şeklindedir.
İnananların kalpleri meleğin nidasına uyup; toprağın üzerine dökülen suyu kabul edip (içine alıp) yeşerdiği gibi, bu ilhamı kabul edip hidayetle yeşerecek, inkâr edenlerin kalpleri ise şeytanın vesvesesine uyup, taşın üzerine dökülen suyu içine almayıp reddettiği gibi, bu ilhamı reddedecektir. Rabbimiz (c.c.)'in bildirdiği bu delillerin tamamı; bizim ALLAH'ın (c.c.) halifesi Muhammed Mehdi olduğumuzun ispatıdır. Şahit olarak ALLAH(c.c.) yeter.

Peygamberimiz (s.a.v.)'in; "Medine'den çıkacak, Mekke'den çıkacak, şarktan(doğu tarafından) çıkacak" bir başka rivayette ise, "Mağrib memleketlerinde doğacak ve denizi aşıp gelecektir" buyurduğu ve daha bunun gibi bir çok hadisle geleceğini haber verdiği Muhammed Mehdi, Türkiye'de (Sakarya'da) doğmuş, Rabbimiz (c.c.)'in kendisini insanlar arasından seçip Muhammed Mehdi adıyla, Nebi vasfıyla vazifelendirmesinden yedi yıl sonra, otuz beş yaşlarında, 2011 yılında, önce ev halkına tebliğ yaptıktan bir müddet sonra Medine'ye, oradan Mekke'ye giderek vazifeye başlamış, ardından Türkiye'ye dönmüş; tebliğlerle ve mücadelelerle geçen yılların ardından Türkiye'den, İslâm'ın (hilafetin) battığı yer olan İstanbul'dan (ikinci Medine'den) zuhur etmiş / tamamen ortaya çıkmıştır. Halen başta İstanbul olmak üzere tebliğin ulaştığı her yerde; insanlığı, İslâm'ın özüne, Allah'ın (c.c.) birliğine davet etmek, inananlarla beraber Rabbimiz (c.c.)'in emrini bütün insanlığa ulaştırmak ve Allah'ın kitabını (Kur'an-ı Kerim) hakim kılmak gayesiyle tebliğ vazifesine devam etmektedir.
Peygamberimiz (s.a.v.); "Ben İslâm'ın başıyım Mehdi de sonu olacak" hadisinin sırrıyla, Araplar içerisinden seçilmiş ve Kur'an kendisine indirilmiş olan, bir resul peygamber olmakla İslâm'ın başıdır. Muhammed Mehdi (a.s.); Türkler içerisinden seçilmiş, son resul peygamberi tasdik eden son nebi olmasıyla İslâm'ın sonudur. Kader sırrıyla İslâm'ın sancaktarlığının/hilafetin Araplardan Türklere geçmesi bunun içindir. Peygamberimiz (s.a.v.)'den günümüze geçen yaklaşık 1400 yıllık zamanın ilk yarısında hilafetin Araplar elinde olması, ikinci yarısında ise Türkler elinde olması bundan dolayıdır. Yine kutsal emanetlerin, İslâm'ın başındaki şehir olan Medine'den alınıp, İslâm'ın(hilafetin) son şehri olan İstanbul'a getirilmesi ve bugün Muhammed Mehdi'nin, kutsal emanetlerin bulunduğu şehirden, "O, Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) fethedecek" hadisinin de sırrıyla, İstanbul'dan zuhur etmesi bundan dolayıdır.
Allah(c.c.)'ın nebisi Muhammed Mehdi'ye; her dönemde olduğu gibi bugün de; nefsini ilah edinen, Allah'ın (c.c.) hükmüne karşı kibirlenen, Allah'tan (c.c.) başka yardımcılar arayan, onlara teslim olanlar değil; Rabbimiz (c.c.)'in ayetlerinde; "Ey iman edenler! Sabır ve namaz/dua ile (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara 153),  "(Bundan böyle) size azap gelmeden önce, Rabbinize dön(üp tevbe ed)in ve O'na (gönülden) teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız." (Zümer 54) buyurduğu üzere, yalnızca Allah(c.c.)'a sığınanalar, Allah(c.c.)'a teslim olanlar iman edip, küfrün her türlü cereyanından ve deccalin fitnelerinden emin olacaklardır.
Rabbimiz (c.c.) ayeti celilesinde; "Biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Hangi ümmete peygamber geldiyse onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca gönderdik ve onları hikayeler yaptık. Artık iman etmeyen kavim uzak olsun." (Mu'minun 44), "Peygamberleri kendilerine açık delil (ve mucize)lerle geldiği zaman, kendi yanlarındaki (beşerî) bilgilerle şımar(ıp gururlan)dılar. Sonunda (peygamberleri) alaya aldıkları şey(in cezası) kendilerini (çepeçevre) kuşatıverdi." (Mü'min 83) gibi ayetlerle Rabbimiz (c.c.) hangi topluma bir elçi göndermişse inkar edenlerin onları yalanladıklarını haber vermiştir.

Rabbimiz (c.c.); her dönemde insanları imtihan etmiştir. Musa (a.s)'ın Firavunun himayesinde büyümesi, hata ile bir adamı öldürmesi, Rabbimiz (c.c.)'in Musa (a.s.) ile otuz gece için sözleşip sonra onu bir on ile (kırk'a) tamamlaması (müddeti uzatarak bununla o topluluğu imtihan etmesi), Zekeriya (a.s.)'ın İsa (a.s.)'ın doğacağını haber vermesine rağmen, toplum İsa (a.s.)'ın doğuşunu beklerken Hanne'den Hz. Meryem'in doğması ve Hanne'den olan Meryem'den İsa (a.s)'ın doğması, İsa (a.s.)'ın babasız doğması gibi, yine yahudilerin İsrailoğullarından bekledikleri Peygamberimiz (s.a.v.)'in İsmailoğullarından gelmesi, incilde Faraklit(Tesellici) adıyla geçtiği halde Peygamberimiz (s.a.v)'in Muhammed adıyla vazifelendirilmesi, Rabbimiz (c.c.)'in göndereceği elçilerini açık bir şekilde haber vermediğinin,"Mü'minler ancak gayba inanırlar" ayetinin sırrıyla, her dönemde farklı şekillerde insanlığı imtihan ettiğinin ispatıdır. Bunun içindir ki müşrikler "Ya Muhammed biz yahudi ve hristiyanlara seni sorduk, onlar da senin Resul olmadığını haber verdiler. Şimdi sana kim şahitlik edecek" demişler ve inkar etmişler. Sonuç olarak Rabbimiz (c.c.); Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in gelişini de, İncil'de açık bir şekilde "Muhammed gelecek" ya da "vasfı Resul olacak" şeklinde bildirmemiştir. Muhammed Mehdi (a.s.)'ın gelişini de, Rabbimiz (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de açık olmayan birçok ayetle, Peygamberimiz (s.a.v.) de yine birçok hadisle haber vermiştir. Ancak Rabbimiz (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de açık bir şekilde "Muhammed Mehdi gelecek" veya "vasfı Nebi olacak" şeklinde bildirmemiştir.

Rabbimiz (c.c.); "Onlar Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Fakat kendilerine yazık eden topluluktan başkası Allah'ın tuzağından emin olmaz."(Araf 99), "Bir tuzak kurdular. Biz de onlar hiç farkında değillerken bir tuzak hazırladık" (Neml 50), "Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır." (Kalem(Nûn) 45), "İnsanlar, imtihan edilmeden 'inandık' demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar. Andolsun ki biz; onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğru olanları da bilir, yalancıları da bilir." (Ankebut 2,3), "Musa, onlara açık açık âyetlerimizle gelince: "Bu uydurulmuş bir sihirden başkası değildir. Biz önceden yaşamış atalarımızdan bunu işitmedik." dediler. (Kasas 36), "Kavminden ileri gelen inkârcılar da dedi ki: "Bu (Nuh) sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi elbette melekleri indirirdi. Nitekim biz atalarımızdan da böyle bir şey işitmedik" (Mu'minun 24') , "Doğrusu (Musa'dan) önce Yusuf da size açık deliller (mucizeler) getirmişti; size getirdiği şeylerden (o zaman) şüphelenip durmuştunuz. Nihayet o ölünce, ‘Allah, ondan sonra bir peygamber göndermez.' demiştiniz. İşte Allah (c.c.), aşırı giden şüpheci kimseleri böyle sapıklıkta bırakır. (Mü'min 34') gibi ayetlerle Rabbimiz (c.c.) insanları farklı şekillerde imtihan ettiğini haber vermiştir.

(Rabbimiz(c.c.)'in: onlar) "Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Allah ise, kâfirler hoşlanmasa da, mutlaka nurunu tamamlamak ister (tamamlayacaktır da)." (Tevbe 32), "O (zalim) kimseler, (insanları) Allah'ın yolundan (Kur'an'dan/İslâm'dan) çevirirler ve onda bir eğrilik (aramak) isterler. Hem onlar, âhireti de inkâr ederler." (Hud 19) buyurduğu üzere; ortaya konulan delillerin tamamını okuduktan/işittikten sonra Muhammed Mehdi (a.s.)'a işaret eden bir çok ayete ve Peygamberimiz (s.a.v.)'den günümüze, ehl-i sünnet alimleri ve müceddidler tarafından kesin gerçek olarak kabul edilerek günümüze kadar aktarılan yüzlerce hadise rağmen, türlü bahanelerle bugün Muhammed Mehdi (a.s.)'ın varlığını inkar edenler; önce hadisleri doğrulayıp günümüze aktaran islam alimlerine, Muhammed Mehdi (a.s.)'ın gelişini müjdeleyen (haberin sahibi olan) Peygamberimiz (s.a.v.)'e ve "O, hevasına göre konuşmaz. O, vahiyle bildirilenden başkası değildir."(Necm 3,4) buyuran Rabbimiz (c.c.)'e iftira etmişlerdir.
     Rabbimiz (c.c.) bir çok ayetinde "Allah'ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın." buyuruyor. Rabbimiz (c.c.), yarattığı ilk insan olan Adem (a.s.)'dan itibaren, peyderpey peygamberler (resul ve nebiler) göndermiştir. Allah(c.c.)'ın sünneti; hiç değişmeden resuller ve nebiler göndererek Adem (a.s.)'dan günümüze kadar geldiği halde, bugün Mehdi (a.s.)'ın resul ve nebinin dışında bir şahıs olarak gönderileceğini söyleyenler açık bir cehalet içindedirler. Peygamberimiz (s.a.v.)'in "O, Allah(c.c.)'ın halifesidir", "İlmi ona Allah(c.c.) verecek.", "Başının üstünde bir melek olacak", "Nübüvvet mührü olacak", "Allah(c.c.) onu bir gecede islah eder" gibi bir çok hadisle nebi vasfına işaret etmesi, "Ben islamın başıyım Mehdi de sonu olacak" gibi birçok hadisle kendisi ile kıyas etmesi, ashabını ashabı ile kıyas ederek; "Siz onları geçemezsiniz, onlar da size erişemezler." buyurması, Muhammed Mehdi'nin nebi olduğunun kesin delilleridir. Bugün bu hadisleri görmezden gelip Allah(c.c.)'ın Adem (a.s.)'dan günümüze kadar değişmeden gelen sünnetini hiçe sayıp yapılan ispatlara rağmen "nebi olamaz" diyerek nebi vasfının dışında vasıf arayanlar, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden Rabbimiz (c.c.)'i unutup; birbirine dayanarak; "Bu yüzyılda gelmeyecek", "gelse biz biliriz" gibi sözlerle nefislerini ilah edinip yalanlayanlar; Muhammed Mehdi'yi, nefisleriyle ortaya çıkan, Kur'an ve Sünnet'in dışında yaşayan insanlarla kıyas etmeye kalkıp, sözleriyle insanları şüpheye düşürerek, Allah(c.c.)'ın yolundan alıkoyanlar; Allah(c.c.)'ın nurunu ağızları ile söndürmek isteyenler; Allah(c.c.)'ın azabına hazırlansınlar.

Peygamberlerin de Peygamberimiz (s.a.v.)'in de peygamber olduklarının en büyük ispatı; kendilerinin ve onlara inananların istikamet bulmalarıdır.(Rabbini bilen, Rabbini hisseden kullar olarak sıratı müstakim üzere yaşamalarıdır.)
Muhammed Mehdi'nin de Allah(c.c.)'ın nebisi olduğunun en büyük ispatı; kendisinin ve inananların istikamet bulmalarıdır.(Rabbini bilen, Rabbini hisseden kullar olarak sıratı müstakim üzere yaşamalarıdır.)
Nasıl Peygamberimiz (s.a.v.)'e inananlar, Rabbimiz (c.c.)'in hidayeti ile bir anda/kısa bir zamanda Rabbini bilen bir ufka ermişlerse, bugün de Muhammed Mehdi'ye gerçekten inananlar, Rabbimiz (c.c.)'in hidayeti ile bir anda/kısa bir zamanda Rabbini bilen bir ufka ermişlerdir. Şahidimiz Allah(c.c.)'tır. Şahit olarak Allah(c.c.) yeter.

Rabbimiz (c.c.) elçilerini dilediği zaman diliminde gönderebilir. Ancak kader sırrıyla tevafuk ederek; Peygamberimiz (s.a.v)'i de Muhammed Mehdi'yi de aynı zaman diliminde göndermiştir. Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.) de Muhammed Mehdi de yüzyıl başında vazifeye başlamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)'in doğumu; miladi 571, peygamberliğe (tebliğe) başladığı tarih 610'dur. Muhammed Mehdi (a.s.)'ın doğumu; miladi 1976, nebi vasfıyla (tebliğe) başladığı tarih 2011'dir. Peygamberimiz (s.a.v.)'den günümüze geçen yüzyılları saydığımızda, Peygamberimiz (s.a.v.) ile Muhammed Mehdi arasında tam 14 yüzyıl vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) 6. yüzyılın 10. yılında; Mehdi (a.s.) 20. yüzyılın 11.yılında vazifeye başlamıştır. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)'in de Muhammed Mehdi (a.s.)'ın da, vazifeye başlaması tam aynı zaman diliminde, yüzyıl başında vuku bulmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v.); "Kıyamet alametleri bir ipe dizilmiş tesbih taneleri gibidir. İp bir kere koptumu hepsi peşpeşe zuhur eder." buyurmuştur. Zamanımızda bir dizinin dağılması gibi kıyamet alametlerinin ard arda ortaya çıkması, son olarak Irak ve Afganistan'ın dağılmasından sonra, peşpeşe; Tunus, Bahreyn, Yemen, Ürdün, Libya, Mısır, Suriye gibi ülkelerin dağılması, Fırat'ın kenarında büyük savaşın çıkması gibi olayların tamamı; Muhammed Mehdi'nin yaşadığımız bu zamanda zuhurunun ispatıdır. Bütün bu delillere rağmen, inkar edenler; "Allah(c.c.) bilir" demek yerine, nefisini ilah edinip "ben bilirim", "biz biliriz" diyerek Rabbimiz(c.c.)'in ayeti celilesinde "Peygamberleri kendilerine açık delil (ve mucize)lerle geldiği zaman, kendi yanlarındaki (beşerî) bilgilerle şımar(ıp gururlan)dılar..."(Mü'min 83) buyurduğu üzere büyüklenenler; Alah'ın (c.c) mülkünde, Allah'ın (c.c.) asrına (yüzyıla), hâlâ ipotek koyma cüretinde olanlar varsa, mahşer gününe hazırlansınlar.
Küfre sapanlar/inkâr edenler: "Sen, gönderilmiş değilsin." derler. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında (ilâhî) Kitab'ın ilmi bulunanlar yeter."(Rad 43)
Bizim vazifemiz, açıkça bir tebliğden başka değil. Hidayet Allah'tandır (c.c.). Gaybı bilen yanlızca Allah'tır (c.c.).


Rabbimiz (c.c.)'in, Kur'an-ı Kerim'de haber verdiği Muhammed Mehdi (a.s.)'ın gelişine işaret eden ayetlerden bazıları şunlardır;

İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm (hikmet) ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer bu (Kur'an'a muhatap ola)nlar da nankörlük yapar/inkâr ederlerse, (bilsinler ki biz) inkâr etmeyecek bir kavmi onların yerlerine getiririz. Onlar (o peygamberler), Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimselerdir. O halde (Resûlüm! Sen de) onların (o tevhid esasına dayalı) yoluna uy ve de ki:"Ben (peygamberlik vazifeme karşılık) sizden hiçbir mükâfat istemiyorum. O (Kur'an) bütün âlemlere (uyulması gereken) bir ‘irşad ve uyarı'dır." (En'am 89,90)

Biz onu, yabancı (Arapça bilmeyenlerin) birine indirseydik de onu onlara okusaydı, yine (bir bahane ile o inkârcılar) ona iman etmezlerdi. (Şuara 198-199)

İleride onlara, gerek ufuklarda, gerek kendi içlerinde âyetlerimizi göstereceğiz. Nihayet o (Kur'an')ın hak olduğu açıkça ortaya çıkacaktır. Rabbinin her şeye hakkıyla şâhit olması kâfî değil mi?(Fussilet 53)

Andolsun ki zikirden (Tevrat'tan) sonra Zebur'da da: "Yeryüzünde, şüphesiz sâlih (Allah'a itaat eden, dürüst ve iyi çalışıp orayı imar eden) kullarım mirasçı (hükümran) olacak." diye yazmıştık. Muhakkak ki bu (Kur'an')da kulluk edenler tâifesi için yeterli bir tebliğ (ve öğüt) vardır.(Enbiya 105-106)

Ümmîlere içlerinden, kendilerine (Allah'ın) âyetlerini okuyan, onları (şirkten, kötü hareketlerden) temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Halbuki onlar, bundan önce de cidden apaçık bir sapıklık içinde idiler. Onlardan başkalarına (yani) henüz kendilerine katılamamış (bütün insan)lara da (gönderen O'dur). O, güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. Bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. (Cuma 2,3,4)

Ey Âdemoğulları! İçinizden size âyetlerimi anlatan bir peygamber gelir de, kim korunur ve kendini ıslah ederse, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (A'raf 35')

Allah, mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Nihayet, pis olanı temizden ayıracaktır. Allah, size "gaybı" da bildirecek değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer. O halde Allah'a ve peygamberlerine inanın. Eğer iman eder ve korunursanız, sizin için çok büyük bir mükâfat vardır. (Al-i İmran 179)

(Kıyametin kopmasına dair) o söz başlarına gelince, onlara yerden bir Dâbbe (garip ve acayip bir canlı) çıkarırız ki o, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyleyecektir. (Artık tevbe kapısı kapanmış olup gerçek inananla inanmayan ortaya çıkacaktır.) (Neml 82)

Verilen gerçek söz (olan kıyamet) yaklaştığında inkâr edenlerin gözleri birden faltaşı gibi açılacak: "Eyvah bize! Doğrusu biz bundan gaflet içinde idik ve (kendimize) zulmeden kimselerden olduk." (diyecekler).(Enbiya 97)

Rabbin, hem hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, hem de merhametli olandır. Dilerse sizi ortadan kaldırır; sizi başka bir toplumun soyundan yarattığı gibi, sizden sonra da dilediğini yerinize getirir. Size vaadedilen şeyler muhakkak gelecektir. Siz, onun önüne geçemezsiniz.(En'âm 133,134)

Peygamberimiz (s.a.v.)'ın haber verdiği kıyamet alametleri ve Muhammed Mehdi (a.s.)'a işaret eden hadislerden bazıları şunlardır;

Kıyamet alametleri bir ipe dizilmiş tesbih taneleri gibidir. İp bir kere koptumu hepsi peşpeşe zuhur eder.KÜTÜB-İ SİTTE C.14 S.326

Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: "Herhalde savaşı ben kazanacağım" der." Kim o hadiseye hazır olursa, ondan (o hazineden) hiçbir şey almasın. Kütüb-i Sitte, cilt 14, s. 336, hadis no:5040

Maveraunnehir'den bir adam çıkacak, ona el-Haris Harras (çiftçi) [el-Haris İbnu Harras] denecek. (Ordusunun) önünde Mansur denen bir adam olacak. Bu zat Al-i Muhammed için (malıyla, hazineleriyle, silahıyla zemin) hazırlayacak, hilafeti mümkün kılacaktır. Tıpkı Kureyş'in Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a mümkün kıldığı gibi. Ona yardımcı olmak her Müslümana vacib olmuştur -veya ona icabet etmesi vacip olmuştur. Kaynak: Kütüb-i Sitte (Ebu Davud, Mehdi 1 (2452))

"Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah o günü uzatıp, benden bir kimseyi o günde gönderecek." Kaynak: Kütüb-i Sitte (Ebu Davud, Mehdi 1 (4282);Tirmizî, Fiten 52,(2231,2232))

Ebu Hureyye' den "Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu "Eğer dünyanın sonuna sadece bir gün kalsa dahi Allah (c.c) o günü o kadar uzatacak ki Ehl-i Beytimden biri gelecek, Deylem dağı ve Konstantiniyeye hakim olacak" Kaynak: Sünen-i İbn-i Mace c.2, s.179'da (Mısır basımı)

Mehdi bendendir, alnı açıktır, burnu ince ve uzun olup ortası hafif çıkıntılıdır. Ebu Davud Mehdi:1, no:4285

Sağ yanağında, inciyi andıran, bir yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret vardır. Sakalı sık, omuzunda Peygamber'in (s.a.v.) nişanı vardır. Uylukları uzundur, rengi arab rengidir. Dilinde ağırlık vardır. Yavaş ve ağır konuştuğu zaman sağ elini sol dizine vurur. Kırk yaşındadır. Diğer bir rivayete göre otuz ilâ kırk yaş arasındadır. Allah(c.c.)'a karşı son derece boyun eğicidir, üzerinde iki pamuk abası vardır. Ahlâk bakımından Peygamber (s.a.v.)'e benzer. Esmerdir. Orta boyludur. Kaşı kavislidir. Kaynak: Medineli Allâme Muhammed B. Resul El - Hüseynî El Berzencî Kıyamet Alâmetleri(3.Kısım 1.Safha sayfa 162-163)

O, İslâm'ı özüne döndürecek.

Her taraftan, arıların kovanlarına gelip sığındığı gibi, ona gelip sığınacaklar .Peygamber (s.a.v.) 'in yolunda gidecek. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. İhyâ etmedik sünnet; kaldırmadık bidat bırakmıyacaktır. Âhir zamanda aynı Peygamber (s.a.v.) gibi dinin icablarını yerine getirecektir. Kaynak: Muhyiddin Arabi el-Endülüsî Futuhat'ül Mekkiye (66.bab), Medineli Allâme Muhammed B. Resul El - Hüseynî El Berzencî Kıyamet Alâmetleri(sayfa 163-164)

Mehdi benim neslimdendir benim sünnetimi diriltmek için savaşır nasıl ki ben vahiy için (vahyin muhtevasınca amel edilsin diye) savaştığım gibi. Kaynak : İbn-i Hacer Mehdi Risalesi Sayfa 71

"Ben islamın başıyım, Mehdi de sonu olacak"

Ey Fadl'ın babası (Hz.Abbas), sana müjdeler olsun ki,Allahü Teala, şu İslâm dininin kapısını benimle açmış, senin zürriyetinle sona erdirecektir.Kaynak: (AHMED İBN-İ HACER-İ MEKKİ (HEYTEMİ)BEKLENEN MEHDİ'NİN ALAMETLERİ Sayfa 13 Ebu Naim'in, HİLYE adlı eserinde Ebu Hüreyre (R.A)'den rivayet etmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.)'e "Ya Resulallah Mehdi bizden mi yoksa gayrımızdan mı" diye sordu buyurdular ki:"Bilakis bizdendir, Cenabı Hak islamı nasıl bizimle başlatmışsa onunla sona erdirecektir nasıl bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten kurtulmuş ve kalplerine ülfet ve muhabbet yerleşmişse (O'nun gelişiyle)yine öyle olacaktır.Kaynak: İbn-i Hacer, Celaleddin Suyuti, Tabarani

Peygamberimiz, Ben Hz. Mehdi (a.s.)'yi PEYGAMBERLERİN SUHUFUNDA şöyle bulurum: "HZ. MEHDİ (a.s.)'ın amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." buyurmuştur.Kaynak: Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 21

Mehdi masumdur ve verdiği hükümde de masumiyetinin yegane anlamı hata etmemesidir. Kaynak: Muhyiddin Arabi, Futuhat'ül Mekkiye (c.13 5.sifir)

Peygamberimiz; izimi takip eder yanılmaz buyurmuştur. Kaynak: Muhyiddin Arabi, Futuhat'ül Mekkiye (c.13 5.sifir)

"...Ehl-i beytimden birisi, ki bu zatın ismi benim ismine uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, eskiden cevr ve zulümle dolu olmasının aksine- adalet ve hakkaniyetle doldurur." Kaynak: [Ebu Davud, Mehdî 1, (4282); Tirmizî, Fiten 52, (2231, 2232).] (Kütüb-i Sitte, cilt 14, s. 275, hadis no:5006)

Mehdi çıkar başının üstünde bir melek olur o melek şöyle nida eder "şu şahıs Mehdidir, ona tabi olunuz " Kaynak: İbn-u Hacer Mehdi Risalesi Sayfa 65

Kim Deccalı yalanlarsa kafir olur, kim de Mehdi'yi yalanlarsa o da kafir olur. Kaynak: Ebubekir El-İskaf Favaid-il-ehbar,Ali el-Müttaki Kitab'ül-Burhan fi alamati Mehdiy-yi ahiri'z zeman , no:260,2/844, Süyuti, el-Havi:2/161

Onları görünce onlara derhal biat edin, kar üzerinde emekleyerek de olsa!" buyurdular. Çünkü o, Allah'ın halifesidir, Mehdidir. Kaynak : Kütüb-i Sitte, cilt 17, s. 557, hadis no:4084-7234

Hz. Mehdi (a.s.)'ın omuzunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'deki nübüvvet mührü bulunacaktır. Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki (Heytemi), Beklenen Mehdi'nin Alametleri, El-Kavlu'l Muhtasarr Fi Alamatil Mehdiyy- il Muntazar, s. 41)

O kimsenin bilmediği gizli bir duruma kılavuzlandığı için kendisine Mehdi denmiştir. Kaynak: Nuaym b.Hammad

Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Mehdi'ye Bedir ehli sayısınca kişi, Rukun ve Makam arasında (İbrahim (a.s.)'ın makamı ile Peygamberimiz (s.a.v.)'in makamı arasında), biat eder. Irak halkının ileri gelenleri ve Şam ebdalları O'na gelirler. O zaman Şam'dan bir ordu O'na karşı savaşmak için gelir, ancak Beyda'ya girdiğinde yere batırılır. Kaynak: Tabarani, Celaleddin Suyuti

İsa b. Meryem'in arkasında namaz kılacağı kişi bizdendir Kaynak: Ebu Nua'ym, Kitab'ül-Mehdi,Kenzü'l-ummal, no:38673 ,14/266

Resulullah (s.a.v.) buyurdu: İsa b. Meryem de iner, bu müslümanların reisi (Mehdi): "Gel bize namaz kıldır!" der. Fakat Hz. İsa a.s.: "Hayır!Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!" der. Kaynak: Kütüb-i Sitte C.14 S.274 , (Müslim, İman 247.)

"..Beni İsrail yetmiş iki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmiş üç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir."
"Bu fırka hangisidir?" diye soruldu. "Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!"
Kaynak: (Tirmizi, İman 18, (2643))

Din garip başladı, yine başladığı gibi garip olacaktır. Bu gariplere müjdeler olsun. Kaynak: (Müslim, İman 65. no:145 1/130 - ibn-i Mace , Fiten ; 15,no 2.3986 )

“İslam, şüphesiz garip olarak başladı ve günün birinde garip hale dönecektir. Ne mutlu o garip mü'minlere!” Gariplerin kim olduğunu soran Abdullah bin Mesud'a, Peygamberimiz,
“Kabilelerinden dinleri için ayrılıp uzaklaşanlardır.” buyurmuştur.
“Ne mutlu o garip, mü'minlere ki, insanların benden sonra bozdukları sünnetimi ıslah ederler.”

Kaynak: ( Müslim, İman: 232. Tirmizi; İman: 13.)

İnsanların ümitsiz olduğu ve "hiç mehdi falan yokmuş" dediği bir sırada Allah mehdiyi gönderir. KAYNAK: Kitab'ül Burhan fi Alamet-il Mehdiy-yil Ahir zaman sayfa55

Kütüb-i Sitte'de; Muhammed Mehdi (a.s.) ile ilgili mütevatir derecesine ulaştığı kabul edilen hadisler, Ebu Dâvut, Tirmizî, İbnu Mace, Bezzar, Hakim, Taberâni, Ebu Ya'la el-Mevsılî gibi meşhur imamlar tarafından tahric edilmiştir. Bu hadisleri Hz. Ali, İbnu Abbas, İbnu Ömer, Talha, İbnu Mes'ud, Ebu Hureyre, Enes, Ebu Said el-Hudrî, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, Sevban, Kurre İbnu İyâs, Ali el-Hilâli, Abdullah İbnu'l-Haris İbni'l-Cez' radıyallahu anhüm ecmain gibi Ashab'ın en tanınmış kişileri rivayet etmiştir. KAYNAK: Kütüb-i Sitte, Cilt 14, Sayfa 277

Rabbimiz (c.c.); Kur'an-ı Kerim'de, elçilerini inkar edenlerin hallerine ait haberler vermiştir.

Buna rağmen onlar, kendilerine hak (olan Kur'an ve Peygamber) gelince yalanladılar. Şimdi onlar (fikren) sıkıntılı bir kararsızlık içindedirler. (Kaf 5)
(Ey insanlar!) Rabbinizden size indirilen (Kur'ân-ı Kerîm')e uyun, onun dışında/onsuz birtakım velîlere/‘önder ve dostlara' uyup peşlerinden gitmeyin. Ne az öğüt alıyorsunuz!(A'râf 3)

Kendilerine (peygamber) gönderilenlere, (sapmalarının sebebini) mutlaka soracağız ve gönderilen (peygamber)lere de (kendilerine uyup uymayandan ve tebliğ vazifesinden) elbette soracağız. (A'râf 6)

O (küfre sapa)nlar, âhirete tercih ettikleri dünya hayatını severler. (İnsanları) Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onu (o yolu) eğri (ilerlemeye mânî/tutucu) göstermek isterler. İşte onlar (haktan) uzak bir sapıklık içindedirler. Biz her peygamberi, (kitabımızı) apaçık anlatsın diye ancak kendi halkının diliyle gönderdik. Artık Allah, dilediğini (amellerinin gereği olarak) sapıklıkta bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O, eşsiz güç, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir. (İbrahim 3,4)
"... 'Öyleyse bize apaçık/olağanüstü bir delil getirin.' demişlerdi." Resulleri de onlara dediler ki: "(Evet) biz de sizin gibi sadece birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim, size (istediğiniz gibi, kesin) bir delil (ve mucize) getirmemize imkân yoktur. İnananlar artık ancak Allah'a güvenip dayansın(lar)." (İbrahim 10,11)

(Kâfirler:) "Ey kendisine zikir (Kur'an) indirilen (Muhammed)! Şüphesiz sen mecnunsun! Eğer doğru söyleyenlerden isen, ne diye bize melekleri getirmiyorsun?" dediler. Biz melekleri ancak hak gereği indiririz (gerekmedikçe göndermeyiz). O zaman da onlara mühlet verilmez. Muhakkak ki o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz; şüphesiz onun koruyucusu da ancak biziz. (Ey Muhammed!) Andolsun ki senden önce geçmiş topluluklar içinden de peygamberler gönderdik. Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi. (Hicr 6,7,8,9,10,11)

Böylece onlardan bir kısmını diğeriyle imtihan ettik ki bu sebeple onlar: "Allah, (biz dururken) aramızdan (bula bula) bunlara mı lütufta bulundu?" desinler. Allah "şükrünü yerine getiren" (ve samimi olup lütfuna layık kimse)leri daha iyi bilmez olur mu? (En'am 53)

(Onlar): "Arkana toplumun en düşük tabaka(sın)dan (bayağı) kimseler takılmışken biz sana iman eder miyiz?" dediler.(Şuara 111)

(Ehl-i Kitab ve müşriklerden birtakım) bilgi yoksunları: "Allah (senin peygamberliğin hakkında) bizimle konuşmalı, ya da bize bir âyet (mucize) gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de, tıpkı onların söyledikleri gibi söylemişlerdi. (Nasıl da) kalpleri birbirine benzeşti. Biz kesin inanan kimseler için âyetleri apaçık gösterdik. (Bakara 118)

Ona: "(Bizim de görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya!" dediler. Eğer bir melek indirseydik, elbette iş bitmiş olur, artık onlara hiç göz açtırılmazdı. (En'am 8)

(Müşrikler:) "O'na, Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" dediler. De ki: "Gayb, Allah'a mahsustur; bekleyin. Ben de sizinle beraber (sizin için gelecek bir mucize veya azabı) bekleyenlerdenim." (Yunus 20)

İnkâr edenler: "Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilseydi ya!" derler. (Resûlüm! Bil ki) sen ancak uyarıcısın, her toplumun da bir yol göstericisi (davet edeni) vardır. (Rad 7)

Kendilerine doğru yol rehberi (Kur'an) geldiği zaman, insanların iman etmelerine ancak: "Allah bir insanı mı peygamber gönderdi?" demeleri mânî oldu. (İsra 94)

Seni gördükleri zaman: "Allah'ın peygamber olarak gönderdiği bu mu?" (diyerek) seni eğlenceye almaktan başka bir şey yapmazlar. (Furkan 41)

Bir mucize gördükleri zaman alaya alırlar ve: "Bu apaçık bir sihirden başkası değildir." derler. (Saffat 14,15)

Andolsun ki biz, Musa'yı, âyet (ve mucize)lerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik de (onlara): "Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim (bana iman edin)." dedi. Onlara, âyet (ve mucize)lerimizi getirince, hemen bunlara gülüştüler. (Zuhruf 46,47)

Onlar (müslümanız diye) yeminlerini kalkan yapıp da (mü'minleri) Allah yolundan çevirdiler. İşte onlar için rezil edici bir azap vardır. (Mücadele 16)

Allah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, size (yalan yere) yemin ettikleri gibi, O'na da (mü'miniz diye) yemin ederler ve onlar hakikaten bir şey üzerinde olduklarını sanırlar. Haberiniz olsun ki onlar, yalancıların (münâfıkların) ta kendileridir. (Mücadele 18)

(Salih, onlara) dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bana, ya ben Rabbimden açık bir delil (ve mucize) üzerinde isem ve O bana kendisinden bir rahmet (peygamberlik) vermişse, ben de O'na âsî olursam, Allah'(ın azabın)a karşı bana kim yardım eder? Sizin de bana zararımı artırmaktan başka bir katkınız olmaz." (Hud 63) gibi ayetlerle Rabbimiz (c.c.), insanların "Allah'ın peygamber olarak gönderdiği bu mu?", "Sen de bizim gibi bir insandan başka değilsin!" diyerek gönderilen peygamberleri yalanladığını haber vermiştir. Rabbimiz (c.c.), bütün peygamberlerinden sonra, Peygamber Efendimiz(s.a.v.)'i de kitapla gönderilen peygamberlerin sonuncusu olarak; son resul peygamber olarak gönderdikten sonra, yaşadığımız bu dönemde de Muhammed Mehdi'yi, Peygamberimiz (s.a.v.)'i tasdik eden bir nebi olarak görevlendirmiştir. Şahit olarak ALLAH (c.c.) yeter.

Muhammed Mehdi, 1976 yılında Sakarya (Kuzuluk)'da doğmuştur. 27-28 yaşlarına kadar, babasının kendine verdiği Osman Aydoğdu adıyla insanlar arasında yaşamıştır. 27-28 yaşlarında, 2004 yılının ramazan ayından itibaren, Rabbimiz (c.c.)'in vahyiyle; yaklaşık yedi ay içerisinde Muhammed Mehdi (a.s.) olduğunu bilmiştir. Allah'ın (c.c), insanlar arasından kendisini seçip Muhammed Mehdi adıyla, nebi vasfıyla vazifelendirmesinden yedi yıl sonra da Rabbimiz (c.c.)'in emriyle; Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde olduğu gibi birer birer, önce ailesinden ve yakınlarından başlayarak, Allah'ın(c.c.) emrini tüm insanlığa tebliğe devam etmektedir.
Rabbimiz (c.c.)'in Kur'an-ı Kerim'de
Ey iman edenler! Allah'ın (dininin/Kur'an'ın hayata hâkim olmasının) yardımcıları olun. Meryemoğlu İsa'nın havârilere: "Allah (dâvâsın)da benim yardımcılarım kim (olacak)?" deyip de havârilerin de: "Allah (dâvâsın)ın yardımcıları biziz." dedikleri gibi (ey mü' minler! Siz de öyle deyin). Sonuçta İsrâiloğulları'ndan bir zümre (böyle) iman etti, bir zümre de inkâr etti. Biz de iman edenleri, düşmanlarına karşı destekledik de galip geldiler. (Saff 14)
buyurduğu üzere; bugün de iman edenler, Allah'ın (c.c.) davasının yardımcıları olacaklardır.
İman edenler, müslüman olduğunu söylediği halde, Rabbinden gafil bir şekilde zahiren (takliden) islamı yaşayanlar gibi değil, Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde aslıyla (özüyle) Kur'an ve Sünnet üzere Rabbini bilerek, hissederek yaşayan sahabeler gibi yaşayacaklar. Rabbimiz (c.c)'in ayeti celilesinde; "İman edin ki, kurtuluşa eresiniz" buyurduğu üzere iman edenler, "Mehdi, islamı özüne döndürecek", "Asr-ı Saadet yaşanacak" hadislerinin de sırrıyla; yine (özüyle) Kur'an ve sünnetle, Rabbini bilen, Rabbini hisseden arif kullardan olacaklar. İnananlar, Peygamberimiz (s.a.v.)'in; "Allah'ı görüyormuşçasına namaz kılın, siz görmeseniz de Allah sizi görüyor", "Namaz mü'minin miracıdır" buyurduğu üzere, namazın da sırrına erip hevasına göre değil, Allah'ın (c.c) emrine göre, istikametle (sıratı müstakim üzere) yaşayacak, bu zamanın sahabesi olacaklar. Rabbimiz (c.c.)'in rızasına erecek, sonsuz saadet yurdu olan cennetlere varacaklar. İnkar edenlerse, sonsuza dek Rabbimiz (c.c.)'in rahmetinden uzak olacak, cehennem ehlinden olacaklar. Rabbimiz (c.c.) sözlerimizin şahididir. Bizim vazifemiz, açıkça bir tebliğden başka değil. Hidayet Allah'tandır (c.c.). Gaybı bilen yalnızca Allah'tır (c.c.). Şahit olarak ALLAH (c.c.) yeter.

Allah'ın (c.c) Nebisi
Muhammed Mehdi (a.s.)